Riverside – Love, Fear and the Time Machine

Yeniden canlanan bir hayatın içinde, bul kendini en büyük hayallerinle!

0
307

Hayatımı en çok etkileyen gruplardan biri olmuştur Riverside. Bu etkide en büyük payı olan albüm ise kesinlikle Love, Fear and the Time Machine’dir. Grubun gitaristi Piotr Grudziński’nin zamansız ölümünden 5 ay önce çıkan albüm, 2000 sonrası prog müziğin doruk noktasını temsil ediyor. Her şarkı farklı bir ruh halini temsil ediyor sanki.

Albümün açılışını Lost (Why Should I Be Frightened By A Hat?) isimli parça yapıyor, bir kayboluşun başlangıcını anlatarak. Bu kayboluş sıradan bir kayboluş değil, umut dolu bir yolculuk. Under the Pillow ile devam ediyor yolculuk. Bir öğüt niteliğinde akıyor şarkı: “Yaptıklarınla yüzleşmeli ve kararlarının arkasında durmalısın”. “Peki bunları yaparken nefesini ne kadar tutabilirsin, kafan yastığın altındayken?” Üçüncü şarkı olan “Addicted”, adından da anlaşılabileceği üzere bir bağımlılıktan söz ediyor. “Senin sevgine bağımlıyım” diyor ama korktuğu bir şey var: “Sahip olduğum tek arkadaş sensin.” Hayalleri ve hissettikleri arasında gidip geliyor, sakinliğini kaybetmiş bir şekilde. Caterpillar And The Barbed Wire ise kelebek etkisini işliyor sözlerinde. Tırtıl, artık kelebeğe dönüşmeyi istemektedir, uçsuz bucaksız gökyüzüne ait olmayı. Bu tırtıl, günü geldiğinde çok güzel bir kelebeğe dönüşecek ve bir kalpte fırtınalara sebep olacaktır. Saturate Me, 70’lerin progresif rock esintilerini en çok hissettiğimiz parça. Sözleri açısından albümün ortasındaki bir reklam arası gibi. Modern toplum içindeki sıradan bir insan, gün geçtikçe daha da görünmez oluyor, hayatının kontrolünü kaybedip artık “kendi” olmuyor.  Reklam arasından sonra gelen Afloat, albümün en sakin parçası sayılabilir. Geçmişteki hatalardan kaynaklanan acılar ve yaralar işleniyor şarkının sözlerinde. Her ne kadar üzerinden uzun zaman geçse de su yüzünde kalmaya devam ediyor eski düşünceler, eski duygular. Discard Your Fear da aynı Under the Pillow gibi bir öğüt anlamı taşıyor lakin bu sefer daha umut dolu bir bakış açısı ile aktarıyor sözlerini: “Korkularını bir kenara bırak, huzur içinde bul kendini, hatalarını ve utançlarını boşluğa gönder.” En güçlü duygu korkudur, en güçlü korku ise bilinmeyenin korkusudur. Artık bilinmeyenin korkusu bile anlamsız, özellikle yeni bir hayata başlayacaksan. Towards The Blue Horizon, eski bir anıyı anlatıyor, daha doğrusu eski güzel günleri. Mavi ufka doğru bakan birbirine aşık iki insanın neler yaşadığını… Şu sıralar ise düşündüğü tek şey var: “Şimdi nerelerdesin arkadaşım?” Addicted şarkısında bahsettiği tek arkadaşı yani… O günleri özlediğini söylüyor ve elbette ki onu da. Albümün tek akustik çalışması olan Time Travellers, uzun zaman geçtiğini ama asla umudunu kaybetmediğini anlatıyor sözlerinde. Bir gün yeniden buluşacaklarını ve geçtikleri yerleri tekrardan yürüyeceklerini söylüyor huzur dolu bir sesle. “Haydi” diyor, “Dünya’ya geri dönelim, 30 yıl öncesine.” Albümün bir kayboluş ile başladığını söylemiştim, son parça olan Found (The Unexpected Flaw Of Searching) bu yolculuğu sonlandırıyor. Albümün en güzeli olarak gördüğüm parça, hayatın güzelliğini içe işleyen mutlu bir ses ile anlatıyor. Gökyüzünün deniz ile buluştuğu mavi ufukta hayalin sonuna geliyor ve hayat tüm gerçekliği ile kendini gösteriyor. Bildiği en önemli şey ise güneş ışığı bulutların arasından geçerken doğru bildiği şeyi yapması ve asla pes etmemesi gerektiği. Yeniden canlanan bir hayatın içinde, bul kendini en büyük hayallerinle.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here