Bu çocukların derdi ne?

ODTÜ… Sayısız boykota, protestoya, hak mücadelesine ve direnişe şahit olan yegane okulumuz… ODTÜ’yü diğer okullardan hatta devlet kurumlarından ayıran bir özelliği ise farklı bir siyasi dinamiğe sahip oluşudur. Daha net olmak gerekirse, ülke siyasetinde yaşanan bir gelişmenin Türkiye’nin geri kalanına yansımasıyla ODTÜ’ye yansıması oldukça farklı olabilir. Peki bu sıradan olmayan yansımayı yaratan bu okulun öğrencilerinin derdi ne? Bu sorunun belki de ODTÜ’nün kuruluşundan beri, ODTÜ dışından genci yaşlısı herkes tarafından sorulan bir soru olduğunu düşünürsek o günlerden bu günlere değin etkisini devam ettiren ODTÜ’nün protest tavrının nereden geldiğine tarihten bir örnekle ışık tutmak istiyorum.

Tarih 7 Ocak 1969, dönemin gazetelerince günün manşeti şu şekilde ‘Amerikan Büyükelçisinin arabası yakıldı.’. Ve haber şöyle devam ediyor. ‘Amerikan Büyükelçisi Robert Kommer’in 06 DC 001 plakalı makam otomobili, dün saat 13.30’da, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde bir grup öğrenci tarafından yakılmış, geç saatlere kadar süren savcılık soruşturması sonunda 9 öğrenci suçlu görülmüştür.’ Sahiden neydi bu çocukların derdi? Ülkede diplomatik krize neden olabilecek bir olaya neden kalkışmışlardı? Elini kolunu sallaya sallaya ülkemize gelen bir büyükelçi neden ODTÜ’de böyle bir karşılamaya maruz kalmıştı? Kimdi bu Robert Komer?

Harvardlı Eski Ankara Büyükelçisi Robert Komer II. Dünya Savaşı sırasında yaptığı askerlikten sonra CIA’e katılıyor. Burada Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini yürütüyor. Fakat Komer, ODTÜ’de böylesine şiddetli bir karşılamaya sebep olacak ününü Vietnam’da kazanıyor. Vietnam’da savaş yıllarında Phoenix isimli bir program yürütülüyor ve bu programın başındaki isim Robert Kommer. Program aslında Vietnam halkını işkence, yakalama, terörle mücadele, sorgulama ve suikast yoluyla tanımlamak ve yok etmek için tasarlanıyor. Program sonrasında Komer’in kendisi bu programın 20.000 ölümle sonuçlandığını belirtiyor fakat diğer kaynaklar 70.000’e yakın ölümün varlığından bahsediyor. Tüm bu insanlık dışı faaliyetlerden sonra Komer ‘Vietnam kasabı’ olarak anılıyor. İşin aslı bizim ODTÜ’lü gençler alelade bir büyükelçiyi değil on binlerce insanı katletmiş bir devlet adamını protesto edip ODTÜ sınırlarından kovmak istiyor.

Peki o günün öncesinde neler yaşanıyor? Kurucu Rektör Kemal Kurdaş o günleri anlatırken Büyükelçi Komer’in ısrarla üniversiteye gelmek istediğini fakat kendisinin birkaç kez bu durumu artan siyasi gerilimden dolayı görmezden geldiğini söylüyor. Sonrasındaki süreci ise şöyle belirtiyor, “Bu fırtına estikçe Komer’e fazla yaklaşamazdım. Ama üniversiteme 7,7 milyon dolar yardımda bulunacak bir ülkenin elçisine karşı uzak da duramazdım”. Sonunda Robert Komer, Kemal Kurdaş tarafından ODTÜ’ye davet ediliyor. Gizli tutulmasına rağmen ODTÜ öğrencisi Komer’in Ankara’ya 28 Kasım’da geleceğini öğreniyor ve Komer’in gelişini protesto etmeye yaklaşık 1000 öğrenci Esenboğa’ya gidiyor. Esenboğa’daki protestolar nedeniyle Komer’in uçağı askeri havaalanına inmek durumunda kalıyor.

6 Ocak günü gelip çattığında ise  ABD Büyükelçisi Robert Komer, sonrasında tüm gazatelerin ilk sayfasını yanmış haliyle dolduracak 1969 model Cadillac marka siyah renkli 06 CA 001 plakalı makam otomobiliyle ODTÜ’ye geliyor. Haberi alan öğrenciler Rektörlük önünde toplanıyor ve Komer’in otomobilini sallamaya başlıyor. En sonunda otomobil ters çevriliyor ve  tepetaklak olan otomobilin benzin deposundan benzin akmaya başlıyor ve ateşe veriliyor.

Yemeğin ve olayların gerçekleştiği bu anlarda Kemal Kurdaş’ı dönemin İçişleri Bakanı telefonla arayıp, ona ODTÜ’ye polisin gireceği haberini veriyor. Yardımcılarından biri tarafından aktarıldığına göre Kemal Kurdaş bu duruma şu şekilde tepki veriyor, ‘Polisin üniversiteye bir adım bile atmasına izin vermiyorum. Girersen karşında beni bulursun.’. Günümüzdekinin aksine ODTÜ Rektörü Kemal Kurdaş okulda diplomatik bir krize sebep olacak bir olay yaşandığında dahi okula polisin alınmasına izin vermiyor, ‘yetki bende değil’ demiyor hatta okula polis girmemesi için İçişleri Bakanı’nın karşısında duruyor.

9 Ocak günü, Yusuf Arslan’ın da içinde bulunduğu 7 kişi için tutuklama emri çıkarılıyor.  Bu sırada da üniversite bu isimlerin aranması ve bulunması gerekçesiyle kapatılıyor. ODTÜ, tarihinde ilk kez ‘tatil’ ediliyor.

24 Ocak günü aranan 7 öğrenci savcıya teslim oluyor ve tutuklanıyor. Bu süreçten sonra ODTÜ öğrencileri arkadaşları için bir imza kampanyası başlatıyorlar. 6 Ocak günü o siyah renkli Cadillac’ı yakanların sadece o 7 kişi olmadığını, kendilerinin de rektörlük önündeki eyleme katıldığını belirterek 3000’den fazla dilekçe topluyorlar. Bu mücadelenin meyvesi olarak da 12 Mart günü arkadaşları tahliye oluyor…

Yazının başında sorduğum soruya dönecek olursak, bu çocukların derdi çok farklıydı ve çok daha fazlası oldu her zaman. Görüyoruz ki sıradan bir elçiye gösterilen şiddetli bir protestodan çok daha fazlası 6 Ocak 1969’da yaşananlar… O gün ODTÜ aynı zamanda yaşama düşman olanlarla ve onların kampüsteki truva atlarıyla mücadele etme kültürünün tohumlarını atıyor. O tohumlar 50 yıldır öylesine büyümüş olacak ki dalına dokunana gövdesiyle ses veriyor ve bir ormanmışçasına suratına çarpıyor gölgesinde dinlenmek isteyen düşmanlarının …

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here