Burdur kenti, Göller Yöresi olarak da bilinen bölgede, geçmişte birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir coğrafyada bulunmaktadır. Lisinia da, aslen Sagalassos gibi bu uygarlıklardan kalmış bir kentin ismi, Pisidya bölgesinin önemli şehirlerinden biridir. Kelime anlamı; doğan ve batan güneşin, ay ışığının sudaki pırıltısıdır.  

Lisinia Doğa Projesi’nin temelleri, 2005 yılında, Burdur Gölü kıyısındaki Karakent köyüne 3 km uzaklıkta Veteriner Hekim Öztürk Sarıca tarafından atılmıştır. Proje’nin çıkış noktası doğadaki bozulma, Burdur Gölü’nün kurtarılması ve kanserdir. Ayrıca ülkemizin ilk Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezleri’nden birisi yine Öztürk Sarıca tarafından kurulmuş ve yerleşkenin içerisinde yer almaktadır. Destek ve hibe kabul etmeyen bu doğa projesi merkezinde, yaz-kış demeden üretim devam ediyor.

Yerleşkeye vardığınız zaman, öncelikle buranın kendine has görüntüsü ve eğer vardiyası devam ediyor ve birazcık da şanslıysanız, yakışıklı bekçimiz John ile karşılaşırsınız.

C:\Users\dalgi\AppData\Local\Microsoft\Windows\INetCache\Content.Word\42205989_948281812040171_8566650586445905920_n.jpg

Şehirde alışık olmadığınız bir hayatın içine dalıyor olmanız gözünüzü ürkütmesin. Zira odalarda elektrik de, internet de mevcut. Çadırda kalıyorsanız da bu sorunu dert etmeyin. Uyumak dışındaki tüm boş zamanınızı çardakta geçirmek isteyeceksiniz zaten. Sanal ihtiyaçlarınızı orada giderirsiniz. Ama size tavsiyem; madem bunca zahmete girdiniz, alışkanlıklarınızdan biraz uzaklaşıp orayı tam anlamıyla yaşamanız yönünde olacak. Şahsen, çay ve dalından toplanmış meyveler eşliğinde diğer gönüllülerle yapılan sohbetin tadı hala damağımdadır.  

İlk günün yabancılığı uzun sürmüyor. Kolları sıvayıp, işe giriştiğinizde üzerinizdeki hantallığı ve yabancılığı atıyorsunuz. Yabani hayvanlarla ilgilenmek, gül veya lavanta hasadıyla uğraşmak ya da kamyonlarla gelen mahsulü kazan üzerinde iyice ezmek, tanıtım ofisine gelen çevre köylülerle ya da diğer misafirlerle konuşmak, onlarla lavanta çayı içmek gibi eylemler sizin iş tanımınızı oluşturmakta. Yaptığınız işlerde istekli olmanız, onları yaparken keyif almanız, şikâyet etmemeniz ayrıyeten önemli. Böyle dediğim için beni yanlış anlamanızı veya size buna zorluyormuşum gibi algılamanızı istemem. Yapılan iş genellikle fiziki olmakla birlikte, günün çok az bir zamanını kapsamakta. İşler böyle olunca, kendi gönüllülüğüm zamanında köşeme geçip doğayı çevreyi dinleyeceğim ve önümdeki göl manzarasına bakıp düşüneceğim çok fazla zamanım olmuştu ve şimdi, size söylüyor olduklarım da kendi öğrendiklerim ile alakalı şeyler.

Şehir habitatı tarafından başka yaşam tarzlarına izole edilmiş birisi olarak, kaygılarımın kendimde ne kadar çok yer ettiğine orada tanık oldum. Ödev teslim tarihlerini, gelecekte yapacağım işi, gitmem gereken kursları, buluşmam gereken insanları, onlara verdiğim sözleri ve sözüm ona daha iyi bir birey olmak için tüketmem gereken şeyleri düşünmediğim ve aslında hepsinden fiziki olarak uzak bulunduğum bir ortamda, tek derdimin karnımın acıkması olduğunun farkına vardım. Üstelik bu hissi ne yiyerek giderdiğimin bir önemi de yoktu. Kaygı baharatı, yemeği acı kılarmış, anladım.

Gelelim Öztürk Abi’ye… Ailesinden birçok kişiyi kanser yüzünden kaybetmiş olduğunu sadece internette yazılanlardan değil, proje hakkında konuşmaya başladığı her an gözlerinden anlayabilirsiniz. Bu durum da onun projeye ilişkin kişisel motivasyonunun büyük bir bölümünü oluşturmakta. Sürekli düşünceler içinde gözüken, yoğun ve yorgun mizaçlı bir adam fakat bu durum sadece görünüşte kalıyor, kolları sıvayıp işlere girişti miydi, her şeyin göründüğü gibi olmadığını anlıyorsunuz. Gecelerinden feragat ederek, botanik bilimiyle ilgilenmiş ve hatta Lisinia’nın temellerini uzun bir süre sadece akşamüzeri vakitlerinde, işten çıkıp Karakent’in yolunu tutarak atmış bir insan. Çevre halkına ve ilgili otoritelere yıllarca kendini ispat etmeye çalışmış, kendi yöntemleri ile onlara hayat dersi vermiş ve olmaz denilen işi oldurmuş bir kişi.  

Proje ve kendisi hakkında yapılan – Lisinia’nın ticarethaneye dönmesi gibi – eleştiriler, başta Öztürk Abi’nin kendi gündeminde yer buluyor ve bunu kendisi bize söylüyordu. Fakat böylesine alışılmışın dışında olan bir projenin, politik çıkarların talanına maruz kalmadan kendini devam ettirebilmesinin ve tarafsız kalabilmesinin ancak bu şekilde mümkün olduğu gerçeğini de kabullenmeli ve en azından bu ticarethanenin hizmet ettiği güzel amaçların farkında olmalıyız.

Eğer sizin de bir gün yolunuz Lisinia’ya düşerse, Öztürk Abi’den ardıç ağacının hikâyesini mutlaka dinleyin, Apollo adlı dünya tatlısı köpekle ilgilenin ve benden Mehmet Abi’ye kucak dolusu bir selam söyleyin.

Sağlıcakla kalın.

Emre Dalgıç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here