Billy Joe Junior bir sanatçıydı. Sanatını New York Times Square’de icra ederdi. Dönüşte ise metroyla Bronx’taki evine giderdi. Bu her gün böyle devam etmişti çünkü Bronx’ta pandomim sergilemek bir şarkıcının kendi evindeki duşta şarkı söylemesiyle eş değerdi. İkisinde de sizi yalnızca birkaç kişi duyardı veya izlerdi; alt veya üst komşunuz, bazen ikisi birden. Bu nedenle Billy Joe babasından ve dedesinden ona kalmış olan pandomim sanatçılığı mesleğini icra etmek için Manhattan’ın en işlek merkezlerinden olan Times Square’ı seçmişti; bunun yanı sıra Manhattan’da bir daireye bütçesi yetmediği için Bronx’ta yaşıyordu, tıpkı babası ve dedesi gibi. Ama bu durumdan şikayetçi değildi. Times Square’de belli bir şanı ve –asgari düzeyde de olsa- belli bir izleyici kitlesi vardı.

Billy Joe Jr. bir pandomimcide olması gereken bütün yetenekleri genetik miras olarak edinmesinin yanı sıra babası sayesinde ilk elden pandomim eğitimini çok küçük yaşlarda alabilmişti. Keza Junior’ın babası da kendi babasının pandomim sanatıyla daha iki yaşını doldurduğu o ilk anda tanışmıştı. İki yaşında bir çocuk için bu harika bir şeydi elbette. Gözünüzün önünde hiç bitmeyen bir tiyatro, sihirbazlık numaraları, komik kılık değiştirmeler ve Charlie Chaplin taklitleri. Billy Joe tıpkı babası gibi güzel bir çocukluk geçirmişti; ama şimdi ne babası ne dedesi onun yanındaydı. İkisi de bir pandomimcinin sessiz ama zarif edasıyla hayata veda etmiş, beyaz pudralı yüzlerinde büyük ve solmayan bir gülümsemeyle göçüp gitmişlerdi. O ise hayata gelişindeki aksilikleri birer fırsata çevirmek istercesine babası ve dedesinden bile daha yetenekli bir pandomimci olup çıkmıştı. Bu aksilikler ne miydi? Maalesef Billy Joe, hem sağır hem de dilsizdi. Üstüne üstlük babasının beklenmeyen erken vefatından sonra –annesini ise Joe’nun doğumunda kaybetmişlerdi- Billy Joe, Jr. hiçbir zaman okula gidememişti. Bu da başka büyük bir probleme yol açıyordu: Billy Joe artık otuz yaşında olmasına rağmen birkaç kelime dışında okuma yazma bilmiyordu. Ne okula gitmişti ne de ona öğretebilecek birisi vardı yanında. O, yine de büyük zorlukları ve şanssızlıkları bile hüzünlü ve zarif yarı gülümser bir pandomimci edasıyla karşılar, olacağı varmış diyerek yoluna devam ederdi. Hem bir açıdan şanslı bile sayılırdı, babası ölümünden önce ona işaret dilini öğretmişti, böylelikle pandomim yapmak daha da çok anlam kazanmıştı Joe’nun gözünde. Hem gözleri de sapasağlamdı, bir pandomimci için bu yeter ve artardı bile. “Bir pandomimci için Billy Joe Jr.” derdi babası “en önemli şey gözlemdir, oğlum. Gözlerine çok çok iyi bak”. Bu sözü zamanında dedesi de babasına söylemişti ve o kadar çok tekrar etmişti ki artık Billy Joe’nun aklına kazınmıştı bu sözler. Gözlem, gözlem, gözlem… Billy Joe Junior, hayatın güzelliklerini görüyordu görmesine ama tek başına görmek yalnızlığına yine de çare olmuyordu. 

Düşününce kendisi gibi yalnız belki de ondan daha yalnız olan tek bir kişi vardı tanıdığı. Onunla kendisini bu konuda kıyaslayamazdı bile herhalde. Komşularından Bay Norrell. Bay Norrell ile arada göz göze gelince bir baş hareketiyle selamlaşır ve yoluna devam ederdi. Bay Norrell, kırklı yaşlarının sonunda cılız görünüşlü ve biraz pimpirikli ve telaşlı bir adamdı; tesisat ustalığı yapar ve hiçbir konuda risk almayı sevmezdi. Cebinde bir sürü iş aleti, anahtar, el feneri, çakı, hatta tornavida taşıyan her an başına bir şey gelebileceğini ve bu aletlerin bir şekilde ona yardımcı olabileceğini düşünen biraz fazla ihtiyatlı hatta paranoyak denilebilecek bir adamdı. Nitekim bir gün Bay Norrell’in başına bir olay geldi ve bu aletler gerçekten de işine yaradı ama o konuya öykünün ilerleyen kısmında değineceğiz.

 Tüm bu garipliklerine rağmen Billy Joe komşusu Bay Norrell’e sempati beslerdi ve onu arkadaşı olarak görürdü; arada bir Bay Norrell yaptığı yemeklerden ve keklerden Joe’ya getirirdi; kendisi de yalnız yaşayan ve paranoyak özellikleri yüzünden çevresinde pek bir insan bulunmayan Bay Norrell, Joe’yu sanki ailedeki en küçük kardeşiymiş gibi severdi. Bir gün Bay Norrell iş çıkışında bir restorana gidip yemek yedikten sonra arada sırada yaptığı gibi Times Square tarafına gidip komşusu yetenekli Billy Joe’nun pandomim gösterisini izlemeye gitti. Billy Joe Jr. numaralar üstüne numaralar yapmış, kalabalığı epey eğlendirmişti; yukarı kata olmayan merdivenden çıkan adam ve sonra bu aynı var olmayan merdivenden aşağı inen adam, kafesin içinde kafesten çıkmaya çalışıp başaramayan adam, olmayan bir engele takılıp takılıp sürekli düşen ama engelin ne olduğunu bir türlü anlayamayan adam ve benzeri klasik gösterileriyle kalabalığın çınlayan kahkahaları arasında devam etmişti şovuna. Bay Norrell gülmekten karnı ağrımış bir şekilde şovun bir kısmını izlemişti ve gitmeden evvel göz göze geldiklerinde el sallayarak Joe’yu selamlamıştı. “Çılgın hergele ne kadar da hayat dolu.” diye içinden geçirmişti Bay Norrell. “Bizim deli tesisatçı yine gelmiş bak sen, hızlı hızlı mekanik el sallayışı ne komik, işi bugün erkenden bitmiş herhalde.” diye içinden geçirmişti Billy Joe.

 İşte o gün Joe’nun kanını donduran şey gerçekleşti. Billy Joe, o gün şov bitiminden sonra eve dönüş yolundayken uzaktan görmüştü Bay Norrell’i. Elleri, gömleği kan içindeydi. Bir elinde tornavidası ve diğerinde çakısı kanlar içinde şok olmuş bir halde koşturarak evine giriyordu. Ne olmuştu? Birisi ona saldırmış mıydı? Bay Norrell kendine mi zarar vermişti yoksa? Neden bu kadar şok içindeydi ve neden tüm bedeni titriyordu? Gidip bunları soracak cesareti yoktu; olsaydı bile nasıl soracaktı ki, pandomim yaparak mı? Komşusunun o kanlar içinde şok olmuş halinden epey işkillenmişti ama beklemeye karar verdi. Ne de olsa eğer bu bir cinayetse New York Times Gazetesi bunu arka sayfalarda da olsa haber yapacaktı. Ve ertesi gün beklediği şeyi gazetede gördü. Yazılışını ve okunuşunu bildiği nadir kelimelerden olan “CİNAYET” kelimesi büyük harflerle ve büyük puntoyla yazılmıştı başlıkta ve haberin resim kısmında bir tornavida fotoğrafı vardı. Gerçekten de New York Times “tornavida cinayeti” başlıklı bir haber yayınlamıştı. Katil araştırılıyordu ve şimdiden New York polis teşkilatı tarafından arama emri verilmişti. Katilin kim olduğuna dair bilinen hiçbir kanıt yoktu, teşkilatın işi gerçekten zor olacaktı bu defa. Her ne kadar katilin spesifik bir iş aletiyle, bir tornavida ile bu cinayeti işlemesi olayı ilginçleştiren ve olayın kapsamını daraltan bir ayrıntı olsa da, öldürülen kişinin sıradan bir evsiz olması bütün işleri karmaşıklaştırıyordu. Billy Joe’nun kafası çok karışıktı. Acaba gerçekten bu cinayeti kapı komşusu iyi niyetli güler yüzlü ama biraz paranoyak olan Bay Norrell mı işlemişti? Belki de masum görünen kapı komşusu düşündüğünden çok daha fazla paranoyak birisiydi. Büyük ihtimalle o namussuz evsiz onun parasını almaya çalıştı ve onu zorladı; hatta belki de bıçak çekti diye düşündü Joe. Başka türlüsünü Bay Norrell’a yakıştıramıyor, alelade bir sebepten en büyük suçlardan olan cinayet suçuyla onu bağdaştıramıyordu. Her ne kadar paranoyak ve korkak olsa da, bu naif ve kendi halinde adamın böyle bir şey yapacağına veya yapabileceğine inanmıyordu. Evet dedi Joe kendi kendine, olayın oluş şekli böyleydi başka türlüsü mümkün değildi. Bu zaten hali hazırda yeterince paranoyak olan herif kendisine zarar gelecek korkusuyla panik yapıp elindeki tornavidayla evsizi delik deşik etmişti; sonra da şok içinde gömleği, tornavidası ve çakısı kanlar içinde evine koşmuştu başka türlüsü mümkün değildi, tabii ya… Bu fikir düşündükçe daha da çok kafasına yatıyordu Billy Joe’nun. Evet evet gördüklerinin başka bir açıklaması olamazdı. Hele olayın saatinin gazete haberinde gördüğü saatle tam tutması başka nasıl açıklanabilirdi. Böylesine bir olayın sadece tesadüf olması imkansızdı. Düşündü taşındı ve olanları polise anlatmaya karar verdi. Hemen işaret dili bilen bir polis görevlendirildi ve Billy Joe’nun ifadesi alındı. Bay Norrell’ın hiçbir şeyden haberi yoktu ve ertesi gün hemen kapısına dayanan polisler onu alıp ifade vermeye ve sonrasında da sorguya götürdüler. Gerçekten birçok kanıt ve tesadüf Bay Norrell’in bunu yaptığını kanıtlar nitelikteydi. Olayın Norrell’ın evinin çok yakınında gerçekleşmesi, olay saatinin Billy Joe’nun komşusunu elleri kan içinde koşarken gördüğü saate denk düşmesi, iş aletlerinden spesifik olarak tornavidanın tam o anda kanla kaplı olarak Bay Norrell’in elinde olması, Bay Norrell’in gömleğindeki kan, yüzündeki o şok hali ve bir yandan çevrede onu kimse gördü mü diye etrafına bakınırken bir yandan da koşturarak dairesine girmesi… 

Soruşturma da aynı yönde ilerlemişti ve en sonunda tanık gözlemi ve diğer kanıtlar sonucunda Bay Norrell’in kasti adam öldürmekten müebbet hapis cezasına çarptırılmasına karar verildi. Bütün bunlar olurken Bay Norrell kendini savunuyor ve gerçeği anlatmaya çalışıyordu. Çalışıyordu ama o da ne? Bay Norrell’in tek yapabildiği elini kolunu oynatmak kendini açıklamak için türlü türlü mimiklere başvurmak, olayı adeta canlandırmaya çalışmaktı. Zaten hali hazırda başına bir şeylerin geleceği korkusuyla yaşamını sürdüren Bay Norrell öylesine korkmuştu ki; dili tutulmuş, hiçbir şey söyleyemez olmuştu. Tek yapabildiği adeta bir çeşit pandomimdi. Yıllar içinde -hapisteyken bile- olanları anlatamadı, yazamadı veya konuşamadı. Tek yapabildiği mimikleri ve beden diliyle olayı anlatmaya çalışmaktı ama kimse onun ne anlatmaya çalıştığını anlayamıyordu. Pandomim ustası Billy Joe bile ona yaptığı hapishane ziyaretlerinde bu pandomim gösterisine şahit olmuş ve tam olarak ne anlama geldiğini anlamamasına rağmen ona sanki eğlenceli bir oyun sergiliyormuş gibi gelmişti. Joe, Bay Norrell’a “Sonunda benim gibi bir pandomimci oldun ha Bay Norrell aferin sana, çok iyi!” demişti bir keresinde, bunu işaret dili bilen bir memur aktarmıştı Bay Norrell’a. Sonrasında ise birkaç gösteri numarasını bile öğretmeye kalkışmıştı ona. Bay Norrell, pandomimi geliştirmesinde ona yardımcı olduğum için bana çok minnettardır herhalde diye düşünmüştü Joe, sonuçta bu sıkıcı hapishanede dakikalar saatler günler bir kaplumbağa hızında geçiyor olmalıydı. Günler öyle ya da böyle geçip gitti, yıllar yıllar sonra Bay Norrell hapishanenin ün yapmış pandomimcisi olarak toprağa verildi. Hapishanede belli bir mahkum izleyici kitlesine ulaşmayı başardıysa da ne anlatmak istediği hiçbir zaman anlaşılamadı. 

Cinayet günü gerçekten ne olmuştu peki, katil gerçekten naif ve masum görünüşlü Bay Norrell mıydı?

O akşam Bay Norrell yalnız yaşadığı evinde her zamanki gibi TV karşısında otururken postacının zil çalan bisikletinin sesini duyduğu gibi dışarı fırlamıştı. Postacı ancak bir mektup varsa bisiklet zilini böyle çalar ve müjde verirdi. Bir posta beklemiyordu aslında ama yalnızlığın yarattığı bir his, bazen beklenmeyen bir posta gelmesi ve bu postanın Bronx’ta yeni açılan bilmem ne restoranının o posta kutusunda her daim yenisini bulduğu tanıtım broşürü olmaması; aksine özel olarak ona yazılmış bir mektup olmasının verdiği o his, büyük sevince ve heyecana sebep oluyordu işte. Annesinin ayda yılda bir gelen mektuplarından biri olmalıydı belki de kim bilir. Koşarak fırladı posta kutusunu açacaktı açmasına ama kilidi bulamadı; nereye koyduğunu da hatırlamıyordu doğrusu, önemli olabilecek bir posta almayalı aylar olmuştu. Cebinde her zaman taşıdığı tornavidasını ve çakısını çıkardı. Tornavidayla vidayı gevşetmeye çalıştı ama bir türlü yuvasından çıkmıyordu vida. Çakısını diğer eline alıp iki eliyle bir türlü gevşemeyen vidayı yuvasından çıkarmaya çalışırken çakı elinden kaydı ve kolunun üst kısmını boylu boyunca kesti. Saniyeler içinde gömleği kanlar içinde kalmıştı. Kesik yüzeysel olsa da, bu olay zaten paranoyak olan ve kendine herhangi bir şekilde bir zarar gelmesinden çok korkan Bay Norrell’da büyük bir paniğe neden oldu. Bir an çevresine baktı. Bu büyük utanç anını kimsenin görmemesini diledi; koskoca adam zar zor nefes alıyor, şiddetli bir panik atak geçiriyordu. Tüm bunlar olurken vida da yerinden fırlamış sonunda posta kutusunun kapağı açılmıştı. Mektubu hemen alıp kapağı kapattı ve kanlar içinde bir elinde kanlı tornavida ve diğerinde kanlı bir çakı, cebinde ise -eğer tahmini doğruysa- annesinin yolladığı mektup koşarak evine girdi. Bay Norrell kimsenin o sırada onu görmediğini sanıyordu fakat koşarak evine girerken uzaktan bir çift göz onu izliyordu; pandomimci Billy Joe Jr.’ın gözlem üzerine ve izlemek üzerine eğitilmiş pandomimci gözleriydi onu izleyen. 

 İçeri girip üstünü bile değiştirmeden bunca zorluğa, heyecana ve korkuya neden olan mektubu yırtarak açtı. Annesinden diye düşündüğü bunca heyecana kapıldığı o mektup Queens’te yaşayan pek de haz etmediği kuzeni Marvin’den gelmişti:

Hey Selam Kuzen, 

 Nasılsın? Nasıl gidiyor alet edevat işlerin? Umarım iyi gidiyordur. İyi demişken sana bu mektubu yollamamın harika bir sebebi var. En sevdiğin kuzenin Marvin bir yıldır gittiği sahne sanatları kursunun pandomim branşındaki eğitimini tamamladı ve haftaya Cumartesi günü sahne alıyor. Aşağıda adres bilgilerini yazdım. Ve hey sakın ola itiraz edeyim deme çünkü itiraz kabul etmiyorum. Orda olmazsan gerçekten seninle bir daha konuşmam. Kuzen, bu pandomim gösterisi benim için gerçekten çok önemli, mutlaka gelmeli ve şovumu izlemelisin.

 Sevgiler, Marvin. 

 Bay Norrell sinirle küfrederek kağıdı yere savurdu. Bunca zahmet bunun için miydi yani. Üstelik kolunu bu salak mektup için boylu boyunca kesmiş, sinir krizinin eşiğine gelmişti. Hadsiz Marvin, olacak iş değildi doğrusu. Yine de siniri biraz geçince kağıdı eğilip aldı. Alırken de “Bugünlerde de herkes pandomime merak saldı, başka sahne sanatı yok sanki.” diye geçirdi içinden. Biraz sonra başına geleceklerden habersiz belki de gitmeliyim hem ne de olsa pandomim izlemeyi severim diye düşündü. Pandomimi kim sevmez ki? 

 Tornavidalı gerçek katil ise asla bulunamadı. Kim bilir, belki de tornavidasını bir köşeye atıp bir pandomim sanatçısı olmuş ve şu an New York sokaklarında bir yerlerde bir pandomim gösterisi yapıyor, Manhattan’ın kalabalık caddelerinde pudralı yüzüyle dolaşıyordur.

 -SON-

 KARA MANHATTAN 

 Bu öyküyü kaleme alırken toplamda 15 öyküden oluşan “Kara Manhattan” isimli kitaptan esinlendim ve bu kitap için benden bir 16. Öykü yazmam istenseydi nasıl olurdu fikriyle öykümü yazdım. Bu kitap için öykü kaleme alan tüm yazarlar New York’un çeşitli ilçelerinde yaşıyorlar ve editör de bu şehir temasını noir suç kurguları çerçevesinde birleştirmek istemiş. Ortaya böyle güzel bir derleme fikri çıkmış. Kitabın editörü Lawrence Blok arka kapakta “Resmi olarak New York şehri beş ilçeden oluşur ama şehir derken Manhattan kastedilir. Brooklyn’de ya da Bronx’ta, Queens’te ya da Staten Island’da oturan biri, ‘Bugün şehre gidiyorum’, dediğinde herkes ne demek istediğini anlar. Hiç kimse hangi şehir olduğunu sormaz ya da zaten şehirde olduğunu hatırlatmaz çünkü şehirde değildir. Dış ilçelerden birindedir. Şehir Manhattan’dır.” diyerek New Yorkluların “şehir” kavramına yaklaşımını açıklamış. 

 Temelde kitaptaki öykülerde en beğendiğim şey yazarların, bir insanı “suçlu” hale getiren tüm dış etkenlerle birlikte karakterin duygu dünyasını bize göstermeleriydi. Kitabı okumayı düşünenler için bunun kaçma-kovalama ya da “Katil kim?” çerçevesinde bir öykü kitabı değil, daha ziyade şehir, suç ve insanı anlatan bir kitap olduğunu belirtmekte fayda var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here