Aslında koronavirüslerle (CoV olarak kısaltılırlar) yeni tanışmıyoruz. HKU1, NL63, OC43 ve 229E isimli koronavirüsler; soğuk algınlığı ya da nezle olarak bildiğimiz hastalığa yol açan virüslerin arasında yer almakta. İnsanları enfekte edebilen ve insana adapte olmuş bu 4 koronavirüs dışında Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu’na (SARS) yol açan SARS-CoV ve Orta Doğu Solunum Sendromu’na (MERS) yol açan MERS-CoV virüsleri de insana bulabileşen yeni enfeksiyonlar olarak 2003 ve 2012 yıllarında tanımlanmışlar. Yani 2019 yılına kadar, insanları enfekte edebilen 6 koronavirüs tipi tanımlanmıştı. 2019 Aralık ayında, Çin’in Hubei bölgesinin başkenti olan Vuhan’da zatürre olguları görülmesi sonrasında, bu hastalığa yol açan yeni bir koronavirüs tanımlandı ve daha sonra bu virüs, SARS-CoV-2 olarak adlandırıldı. SARS-CoV-2’nin yol açtığı hastalık da COVID-19 olarak isimlendirildi.

SARS-CoV-2’nin etkileri nelerdir, nasıl bulaşır, nasıl COVID-19’a yol açar gibi soruları cevaplayabilmek için öncelikle çok basit anlamda virüs-konak ilişkisini anlamak gerekmekte. Konak, virüsün enfekte ettiği organizma için kullanılan bir terim. Konağın yapı taşlarını hücrelerimiz olarak kabul edersek, virüsleri de hücrelerimizi ele geçiren parazitler olarak görebiliriz. SARS-CoV-2’de kendini çoğaltmak için solunum yollarımızda bulunan epitel hücrelere giren bir virüs. Yapısı oldukça basit: bizim hücre zarımıza benzer bir zarf yapısı üzerinde S-protein adı verilen çıkıntıları var. Zarf içerisinde ise virüsün genetik materyali olan RNA’sı bulunmakta. Damlacık yoluyla havadan bulabileşen SARS-CoV-2’nin enfeksiyonu başlatabilmesi için solunum yolumuza girdikten sonra ilk olarak bir hücrenin üzerine tutunması gerekmekte. S-çıkıntıları olan bir top olarak düşünebileceğimiz virüsün S proteinleri, solunum yolumuzdaki epitel hücrelerin üzerinde yer alan ACE-2 proteinine bağlanıyorlar. Bağlanma, virüsün hücre içine alınmasına ve genetik materyali olan RNA’nın açığa çıkmasına neden oluyor. Konağın hücresi, virüsün RNA’sını kendi genetik materyali zannederek okuyup virüsün proteinlerini üretmeye başlıyor. Buna paralel olarak, virüsün genetik materyali de kopyalanıyor ve tüm parçalar konak hücresi içerisinde bir araya getirilerek binlerce yeni virüs parçacığı komşu hücreleri enfekte etmek üzere bu hücreden salınıyor. Bağışıklık sistemimiz, virüsleri tanımak üzere pek çok mekanizma geliştirmiş. Bu mekanizmalar devreye girdiğinde o bölgede enflamasyon adı verilen bir reaksiyon başlıyor ve SARS-CoV-2 ile enfekte olan çoğu kişi iyileşip hastalığı atlatıyor. Ancak bu reaksiyonun şiddeti, enfeksiyondan kurtulmakta belirleyici olabiliyor. Aşırı enflamasyon, akciğerlere hasar vererek solunum fonksiyonlarını engelleyebiliyor. Bu durum, % 2 oranında ölüme yol açabiliyor.

Bu yeni tip koronavirüs’ün kökeni nedir? Virüsün genomik dizileme verisine bakıldığında, bunun bir biyolojik silah olmadığı, laboratuarda üretilmediği, atnalı yarasalarındaki bir koronavirüs ile %95 benzerlik gösterdiği gösterilmiş. Neden yarasalar diyecek olursanız, bunun cevabı da oldukça ilginç. Yarasalarda 130’un üzerinde farklı virüs türü bulunabiliyor. Ancak yarasaların bağışıklık sistemleri de metabolizmaları da benzersiz. Uçabilen tek memeli tür olan yarasaların, uçuş esnasında kalp atışları dakikada 1000’in üzerine çıkabiliyor. Böylesine bir değişiklik, herhangi bir kara hayvanında anında ölüme yol açabilecekken, yarasalar bu stresin altından bağışıklık sistemleri sayesinde kalkabiliyorlar. Hücre hasarını ve aşırı enflamasyonu engelleyen özel moleküller üretebiliyorlar. Bu yüzden de virüslerle hasta olmadan yaşamlarını sürdürebiliyorlar. SARS, MERS, Ebola ve Marburg gibi virüsler de yarasalardan başka bir ara konağa, oradan da insanlara atlayan virüsler olarak karşımıza çıkmış. Yarasaların yaşam alanlarının küçülmesi ile bu tür virüslerin ortaya çıkışı bir tesadüf değil.

SARS-CoV-2’nin dünya popülasyonunun %40-70’ini enfekte edebileceği öngörülüyor. Enfekte etmekle hasta etmek arasında fark var. Bazı kişiler hasta dahi olmadan bu enfeksiyonu atlatabilecekler. Ancak enfeksiyonun özellikle yaşlılarda, bağışıklık sistemi yetersiz olan kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmesi olası. Dolayısıyla tüm dünyada sağlık sisteminin yoğun bakım gerektirecek hasta sayısını azaltmaya yönelik karantina gibi önlemler aldığını görebiliyoruz. Kelle paçanın virüsten koruyuculuğu yoktur. Tuzlu ya da sıcak suyun da. Tüm uzmanların dediği gibi el yıkamak en etkili koruyucu önlemlerden biridir. SARS-CoV-2 ile baş etmemizi sağlayacak tek şey bilimdir.

Dolayısıyla bilimi takip etmeye devam edin.. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here