‘Onlar ümidin düşmanıdır
sevgilim, 
akar suyun, 
meyve çağında ağacın, 
serpilip gelişen hayatın düşmanı. 
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: 
- çürüyen diş, dökülen et -, 
bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler. 
Ve elbette ki, sevgilim, elbet, 
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, 
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla 
bu güzelim memlekette hürriyet…’

                                                                                  Nazım Hikmet –Düşman

Ümidin, akar suyun, meyve çağında ağacın ve serpilip gelişen hayatın düşmanı olmuşların her zaman karşısında duran ODTÜ, bu gücünü iki eliyle sımsıkı sarıldığı yaşamdan, insandan ve insanlık adına verdiği bilim mücadelesinden alır. Nasıl ki bu üniversiteyi hürriyet mücadelesinde araştırma ve bilim yuvası yapan kitaplar ise ODTÜ kütüphanesi de bu kitapların yuvasıdır. ODTÜ birçok konuda olduğu gibi kütüphane konusunda da kuruluşuyla, kuruluşuna emek veren insanlarıyla ve yapısıyla ilklere imza atınca kütüphane üzerine ayrı bir yazı çıkarmak elbette kaçınılmaz oldu .

Bauen+Wohnen Dergisi, 1973 10. Sayısı.

1957 haziranında Montreal’de ABD Kütüphaneciler Derneği ve Kanada Kütüphaneciler Derneği bir kongre düzenliyor. Bu kongrede Ankara DTCF’den mezun ve ABD’nin Illinois Üniversitesi’nde kütüphanecilik üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlamış Furuzan Olşen, Türkiye’de UNESCO’nun yardımıyla bir üniversite kurulduğu muhabbetine kulak misafiri oluyor. Tıpkı Vecdi Diker’in Ankara’da ODTÜ’nün kuruluşuna kulak misafiri olmasından sonra soluğu Amerika’da alması gibi Furuzan Olşen de Amerika’daki bu kulak misafirliğinden sonra soluğu Milli Müdafaa Caddesi’ndeki üç katlı binada alıyor. Thomas Godfrey’in ‘Sen gökten mi indin?’ diyerek kucakladığı Furuzan Olşen’e kısa bir süre sonra ABD’de yüksek lisansını tamamlamış Solmaz İzdemir de katılınca ODTÜ Kütüphanesi 6 metrekarelik odası ve 50-60 adet UNESCO tarafından bağışlanan kitabı ile resmen faaliyete geçiyor.

1958 yılı Ocak ayında ise kütüphane TBMM’nin arkasındaki barakalara taşınıyor. Baraka kültüründen nasibini almış kütüphanenin müdürlüğü bir süre UNESCO tarafından atanan uzmanlar tarafından yapılıyor ve hali hazırda bulunan Makine, İnşaat, Elektrik ve Kimya Mühendislikleri,Mimarlık ve İdari Bilimler bölümlerine kitap temin edilmesi için var gücü ile bir mücadele başlıyor. Kütüphanedeki kitap sayısı arttıkça öğrencilerin kütüphanede çalışmasına izin verilen süre de uzatılıyor. Durum böyle olunca zamanın Ankara koşullarında akşam vakitleri tek ışığın nereden geldiği kısa süre sonra herkes tarafından tahmin edilebiliyor. O ışığın ODTÜ kültürüne kattığı güçten olacaktır ki ODTÜ kütüphanesi ODTÜ’deki birçok yapının aksine onurlu yürüyüşlerin yapıldığı zamanlar Rektörlük tarafından bahaneler uydurularak kapatılamıyor.

15 Eylül 1963 tarihinde ise kütüphane mevcut durumdaki kampüse taşınıyor. Mimarlık Fakültesi o zamanlar her şeye ev sahipliği yaptığı gibi kütüphaneye de kucak açıyor ve Kemal Kurdaş rektörlüğü boyunca emeğini belki de ağaçlandırma faaliyetlerinden sonra en çok kütüphane adına harcıyor. İlk 4 yıl boyunca BM’den 25.000 dolar destek alınıyor. 1963 senesinde ise Alman Hükümetinden maddi destek alınıyor. Aynı yıllarda kütüphane ile ilgili bazı kararların verilmesi gerekiyor.  Merkezi kütüphane mi olacak yoksa fakülte kütüphaneleri mi sorusunun yanında açık-kapalı raf sistemi de tartışılıyor. Türkiye’de ilk kez hayata geçirilecek olan ve sonrasında açılan kütüphanelere çağdaş anlayışı kazandıracak olan açık raf sistemine karar veriliyor. Öğretim üyelerinin fakülte kütüphaneleri isteğine rağmen Kemal Kurdaş merkezi kütüphane yapılması kararı veriyor. Bu kararında ise ‘Kütüphane üniversitenin kalbidir’ diyen Furuzan Olşen’in payı elbette göz ardı edilemez. Bu kararın üstüne 1964 senesinde Behruz Çinici kütüphanenin mimari çalışmalarına başlıyor ve Furuzan Olşen bu çalışmalarda da ‘üniversitenin kalbini’ oluşturmak adına gece gündüz yer alıyor.

ODTÜ kütüphanesine yapılan önemli bağışların ilki ise 1964 senesinde yapılıyor. Amerika, 22 Kasım 1963’te suikaste uğrayan John Kennedy’nin anısına 220 ciltlik ‘John Kennedy Memorial’ serisini kütüphaneye bağışlıyor. Sonrasında çeşitlik kaynaklardan gelen 4.5 milyon doların ise 1.5 milyonu Kemal Kurdaş tarafından kütüphanenin geliştirilmesi için harcanıyor ve Furuzan Olşen’in yüksek lisansını yaptığı Illinois Üniversitesi’nin Kütüphanecilik Dekanı ODTÜ Kütüphanesini incelemek ve öneriler vermek adına geliyor. Hatta kütüphane henüz Mimarlık Fakültesinde iken bile Kemal Kurdaş misafirlerini haftada iki üç gün gezdirmek için buraya getiriyor ve övünerek tur attırıyor. 1965 yılında Hindistan Seferi’nin maddi desteğinden sonra ise 24 Ocak 1965 tarihinde hayatını kaybeden Winston Churchill anısına İngiltere, ODTÜ Kütüphanesine 1000 ciltlik kitap serisi bağışlıyor.

Kütüphane Ana Binasının Temel Atma Töreni – Furuzan Olşen ve Solmaz İzdemir

30 Mart 1966 tarihinde ise şu an ‘Sessiz Kısım’ olarak adlandırılan kütüphanenin ilk kısmının temeli atılıyor. Normalde misafirlere Kemal Kurdaş hitap ederken Kemal Kurdaş, temele harç döküldüğü sırada Furuzan Olşen’e dönüyor ve ‘Furuzan Hanım haydi siz hitap edin’ diyor. Furuzan Olşen’in duygusal konuşması Kemal Kurdaş dahil tüm misafirleri ağlatıyor. Temele ise içinde Furuzan Olşen ve Solmaz İzdemir’in isimlerinin yer aldığı bir şişe yerleştiriliyor. Yani ‘Kütüphane üniversitenin kalbidir.’ diyen Furuzan Olşen, Solmaz İzdemir ile birlikte ODTÜ kütüphanesinin kalbi oluyor.

Kütüphane 30 Haziran 1967 tarihinde tamamlanıyor ve kitaplar Mimarlık Fakültesinden yeni binaya taşınıyor. Böylece ODTÜ kütüphanesi Türkiye’nin ilk çağdaş kütüphane standartlarına uyan kampüs kütüphanesi oluyor.1966-1967 yıllarında, 3 Haziran 1963’te baharın çiçeklerini tüm dünyaya saçmış olan Nazım Hikmet’in ‘Dört Hapishaneden’ isimli şiir kitabı ilk kez basılıyor. Bu kitapta Nazım Hikmet’in Ankara Cezaevi’nde kaldığı sırada yazmış olduğu şu satırlar yer alıyor:

Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar. 
Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire 
taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire... 
Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar, 
dışarda bozkırın üstünde pırıltılar...’

Aynı yıllarda kitabın ilk basımı toplatılıyor. Kitapları toplatanlar, yasakları koyanlar ve gökkuşağının düşmanları hala aramızda isim ve şekil değiştirerek yer alıyor olmasına rağmen gelen bahar pırıltısı ne ODTÜ’de, ne bozkırda, ne de Türkiye’de engellenebiliyor

Bauen+Wohnen Dergisi, 1973 10. Sayısı.

ODTÜ Kütüphanesi Türkiye’ye çağdaş kütüphanecilik anlayışını getirmesinin yanında aynı zamanda dönemin Batı standartlarının da çok üstünde yer alıyor. Bu yüzdendir ki kütüphanemiz Zürih merkezli ‘Bauen+Wohnen’ isimli İsviçre dergisinin 1973 yılındaki 10. sayısına kapak oluyor. Dergide kütüphanenin üstünden özelliklerinden bahsederken mevcut halinin 180 bin kitap ile 1100 kişiye hizmet verebileceği es geçilmiyor ve 1973 yılında başlanan şu an ‘Sesli Kısım’ olarak adlandırılan kısmın inşaatı bittiğinde 500 bin kitapla 2000 kişiye hizmet vereceğinden de söz ediliyor.

Avrupa merkezli bu mimarlık dergisine kapak olmamızın yanında aslında en önemli kısmı bu dergide kimler varken biz kapak olduk sorusunun yanıtında başlıyor. İşte aynı dergide yer alan diğer yapılar:

Van Gogh Müzesi: Van Gogh’un ‘Badem Açan Çiçek Ağacı’, ‘Patates Yiyenler’, ‘Ayçiçekleri’, ‘Arles’teki Yatak Odası’, ‘Otoportre’ gibi çok bilinen tabloları ile beraber birçok eserinin yer aldığı Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da bulunan müze.

Royal Ontario Müzesi: Kanada’nın en büyük müzesi olmakla birlikte Kuzey Amerika’nın da en büyük müzelerinden biri olan sanat, dünya kültürü ve doğa tarihi müzesi.

Ulusal Motor Müzesi: Nostaljik araba ve motorlarının sergilendiği İngiltere – Hampshire’de yer alan müze.

Cenevre Doğa Tarihi Müzesi: İsviçre’nin koleksiyonlarının neredeyse yarısını barındıran doğa tarihi müzesidir.

Temppeliaukio Kilisesi: Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de yer alan ve yapımı 1969 yılında bitmiş olan harika akustiği ile genellikle konser alanı olarak da kullanılan kilisedir.

Dünya’yı değiştirmeyi kendine ilke edinmiş ODTÜ, kütüphanesi ile de daha ilk zamanlarda Dünya’nın birçok sanat merkezi ve sanat eseri arasından sıyrılıp göz bebeği oluyor ve yaşama katkısını kitap ile, umut ile, sevda ile ilk günden itibaren ciddiyetle devam ettiriyor.

“…Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                            beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
                                          insanlar için ölebileceksin,
                           hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
                          hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                         hem de en güzel en gerçek şeyin
                                       yaşamak olduğunu bildiğin halde.”

                                                                Nazım Hikmet – Yaşamaya Dair

NOT: BU YAZI ODTÜ KÜTÜPHANESİNDE YAZILMIŞTIR.

KAYNAKÇA

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here