Günümüzde modern olarak adlandırdığımız ülkelerde bile maalesef hala kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olmak için mücadele etmek zorunda kalıyor. En temel haklarımız olan yaşama hakkı, eğitim hakkı gibi konularda bile mücadele etmek , eşit olduğumuzu kanıtlamak zorunda bırakılıyoruz. Sokakta giyeceğimiz kıyafete, gezeceğimiz yerlere, eve kaçta dönmemiz gerektiğine  kadar hemen hemen her konuda herkes bir fikir beyan etme, akıl verme gibi kendi üstlerine vazife olmayan şeylere karışarak biz kadınlar üstünde hak iddia ediyorlar.

Kadınlar yıllardan beri eşit haklara sahip olmak için çeşitli yürüyüşler , eylemler yapıyorlar. Bunlardan belki de en bilineni İngiltere’deki ‘‘Süfrajet (Suffragette) Mücadelesi’’ . Süfrajet kelimesi en başta kadınları aşağılamak için London Daily Mail’de kullanılmıştır. Oy kullanma anlamına gelen suffrage kelimesine küçümseme anlamı katan ‘‘ette’’ eki getirilerek kadınların yaptıkları eylemler ile dalga geçmek amacıyla oluşturulmuştur.

 20. yüzyılın başlarında  oy hakkı için başlatılan bu hareket aslında birçok şeyin temelinin de atılmasını sağladı.  O yıllarda Süfrajetler erkeksi, kısır, anormal olarak adlandırılmaya başlandı. ‘‘Erkeksi ,anormal’’ gibi adlandırılmalarındaki en büyük neden kadınların sokakta aynı ‘‘erkekler’’ gibi sigara içmeleriydi. Bu 20. yüzyıl İngiltere’sinde alışılmışın dışında bir durumdu.Söylemlerini daha da ileri taşıyarak Süfrajetlerin görünüşlerinin de gittikçe erkeksi bir hal aldığını savunuyorlardı. Toplumdan dışlanan, işlerinden edilen bu kadınların Tanrı’nın düzenine karşı çıktıkları savunuluyordu. Din üzerinden, bu kadınların ne kadar bayağı ne kadar dinsiz oldukları vurgulanarak açık hedef haline getiriliyorlardı.

Birçok Süfrajet  yapılan eylemlerde hapse atıldı. Hapse atılan  Süfrajetler orada da eylemlerine devam ederek açlık grevleri yapmaya başladılar fakat hapishane yönetimi onlara zorla yemek yedirme yöntemine başvurdu. Birçok  hastanede yemek yiyemeyen hastalar için kullanılan bu yöntem Süfrajetlerde sağlık sorunlarına yol açmaya başlamıştı. Gerek fiziksel gerek mental açıdan yapılan bu işkencede amaç hapishane yönetiminin ceza almaması ve Süfrajetlerin direncini kırmaktı. 1913’te Tutuklu Yasası yürürlüğe girdi ve durumu kötüleşen Süfrajetler geçici olarak tahliye edildi ancak iyileştikleri zaman  tekrar hapse atıldılar. Çoğu Süfrajet dışarı çıktığı zaman da açlık grevine devam etti.

Yapılan eylemler sadece açlık grevi ile sınırlı değildi. Bomba patlatmak, kundaklama, intihar gibi radikal eylemlere de imza atmışlardır. En dikkat çeken intihar ise şüphesiz Emily Davison’ın intiharıdır. 1913 yılında Kraliyet Yarışı sırasında kendisini kralın atının  önüne atarak intihar eden bu genç kadın, kadınlara yapılan haksızlıklara dikkat çekmeye çalışmıştır.

Uzun uğraşlar,tutuklanmalar,toplumdan dışlanmalar , açlık grevleri hatta ölümler sonunda 1918 yılında İngiltere’de 30 yaş üstü belli bir miktarda mal varlığına sahip kadınlara oy kullanma hakkı tanındı.Elde ettikleri bu başarı ise sadece bir başlangıçtı. 1925 yılında, bir kadın kendi çocukları üzerinde hak iddia edebilmeye başladı. 1928 yılına geldiklerinde ise nihayet kadınlar da erkekler ile aynı oy hakkına sahip olabildiler.

20. yüzyılda yapılan bu kadın hakları hareketi diğer ülkelerdeki kadınlara da ilham oldu ve uzun yıllar konuşulup anlatılacak bir öyküye dönüştü.

 Bu olay üstünden bir asırdan fazla bir zaman geçti ve ne büyük bir utanç ki 21. yüzyılda hala kadınlara ikinci sınıf bireylermiş gibi davranılıyor. Bu durum Batı’da da Doğu’da da aynı sadece kimi yerlerde kendisini gizlemeden gösteriyor. Kadınlar hala kendilerini kanıtlamak zorunda bırakılıyor. Sadece iş alanında ya da akademik alanda da değil bu kanıtlama çabası. Evinde bile kadınların kendilerini kanıtlaması bekleniyor. Yemeği iyi yapmış mı, her yer temizlenmiş mi, çocuğunu doyurmuş mu..! Bir kadın isterse iyi bir eş, iyi bir anne olur ,evinde oturur ama aynı zamanda bir kadın isterse politikacı, polis de olur; dışarıda özgürce, istediği zaman, istediği kıyafetle de dolaşır. İnsanlar bunların cinsiyetin getirdiği seçimler değil de insanın karakteri, yapısı ile ilgili olduğunu anlamalı. Kadınlar artık kendilerinin insan olduğunu ve herkesle eşit haklara sahip olması gerektiğini kanıtlamak zorunda bırakılmamalı.

Erkek egemenliği altındaki bu dünyada kadın olmak her yerde, her çağda zor ama biz kadınların hangi çağda, hangi yerde olursak olalım her insanla eşit olduğumuzu duyurmak, haykırmak, yarınki kadınlara örnek olmak için sesimizi sonuna kadar çıkarmamız gerekiyor.

“Kadınların başarılı olamayacağını düşünen sizlere şunu söylemek isterim: İngiliz hükümetini bu pozisyona getirmeyi başardık. Hükümet artık şu alternatifle yüzleşmek zorunda: Kadınlar artık ya öldürülecek, ya da oy kullanacak.”

Emmeline Pankhurst

Kaynakça

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here