Öyle yalansız ve içten bir masaya tanık oldum ki bütün şaşkınlığımla izledim o güzel insanları. İroni de bu ya… Benim için büyük bir öneme sahip bir insanla yaptığım, bir nefeste sonuca varabilecek konuşma için saatlerce tartıştıktan sonra her şeyden habersiz akşam yemeğimi yerken tanık oldum bu insanlara. Tam karşımda tek kelime etmeden öyle güzel eğlenen bir grup gördüm ki… Sadece elleriyle konuşuyordu bu insanlar. Masadan daha önce sahibi tarafından duyulmamış sahtelikte uzak gülücükler geliyordu. Belki duymuyorlardı birbirlerini ama dinliyorlardı söylenen sözleri. Bu insanların gözlerinde konuşurken gösterilmesi gereken saygı ve ilgi vardı. Belki bu ilgi söylenenleri kaçırmamak içindi. Ama şahit olduğum bu konuşmalar gücünü bu ilginin ardındaki dinlenildiğini bilme duygusundan alıyordu. Bu duyguyu alan konuşmacı söylediklerini anlatırken kendini güvende hissediyordu ve söyledikleri asıl değerini buluyordu.

İşte bu dinlenildiğini bilme duygusu bir iletişimin tatmin olma sebebi sanırım. Keşke hepimiz bu ilgiyi verebilsek sahiplerine. Çünkü öyle yalansız konuşan insanlar var ki söylediklerini doğrudan dinleyiciyi düşünmeden yapıyorlar (bu söyledikleri gerçekleri değiştirmez). Söyledikleri, gerçeklerden başkası değil belki ama diğer insanlar bu insana dinlenildiğini bilme duygusu tattırmayacak kadar uzak bu gerçeklere. Bu yüzden de söyleyenin umudu ve güveni kırılıyor. Hal böyle ya, dinleyen bu olunca söylenen gerçeğin önemi kalmıyor. Bu günlerde hepimiz bunu çok sık yapıyoruz galiba. Biz dinleyiciler konuşanın bahsettiği konu ne kadar hassas olursa olsun kulak verebilmeliyiz. Eleştiriyi, konuyu algılayarak değerlendirip öyle yapabilmeliyiz. Ne yazık ki birçoğumuz konuşanın ne söylediğini bilmeden, bu konuya ne kattığıyla ilgilenmeden konuların hassasiyetine kapılıp boğuluyoruz ve birlikte konuşanı da dibe çekiyoruz. Bu bize söylenenlerden kaçmaktan başka bir işe yaramaz.  Konuşanın söylediklerini tiye alıp dalga geçen bir gülümseme takınarak, ilginizi söylenenleri değersizleştirmek için konuşana vermeyerek hatta söyleyene linç girişiminde bulunarak bu kaçışın ispatı yapmaktan başka bir şey elde edemezsiniz. Söylenen gerçekse eninde sonunda sizi bulur, er ya da geç. Geç olmadan siz fikirlerden kaçmaktan vazgeçin. Bu fikre kulak verin, anlamaya çalışın, ön yargılarınızla değerlendirmeden bu fikri algılamaya çalışın ve sonra da gerçekliğini tekrar siz bulun.

1 YORUM

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi giriniz