TÜRKÇE RAP

“Gençliğin yeni kaçamağı”

0
258

Hepimiz artık öyle ya da böyle, günlük hayatta bir şekilde rap müziğe maruz kalıyoruz. Kafede, TV’de, barda vs. bir şekilde kulaklarımızı çınlatıyor. Lakin olayın enteresan tarafı şu ki artık sadece Eminem, Rihanna değil Türkçe bir şeyler de duyuyoruz o “dımtıs dımtıs” vuran beat’in ardından. Bu ayrıntıyı vermeden edemeyeceğim: Hele Ankara’daysanız her an, herhangi bir yerde Ezhel’in, Aga B’nin sesiyle irkilebilirsiniz, alışmaya çalışın.

Peki bu Ezhel kim abi; Aga B, Sansar Salvo kimdir, ne iş yaparlar, dertleri ne? Bu insanlar genellikle hayatın sillesini erken yaşta yemiş, kimi illegal işlere karışmış kimi eşinden ayrılmış kimi yoksulluk çekmiş kimi aykırılıktan ötürü dışlanmış ve bütün bu derdi-tasayı bir mikrofon, bir beat, bir kayıt cihazıyla “gözler önüne seren” sanatçılar. “Gözler önüne seren” kısmını vurguluyorum çünkü gerçek rap, diğer müzik türlerinden farklı olarak, gerçek dünyayı “herkesin içinde kendinden bir parça bulabileceği şekilde” zihinde canlandırmaktır. Yani pembe koltuklar, tüylü yastıklar, oyuncak ayılar, yüzme havuzları, para saçan takım elbiseli adamlar değildir anlatılan figürler. Tatil beldesinde her gün başka biriyle aşk yaşayan, gününü gün edenler hiç değildir. Asıl anlatılan kenar mahalle yaşamı, yoksulluk, paylaşılan simitler, akşam soğukta içilen bir dost çayı, sigara dumanında kurulan hayallerdir. Yarınına dair endişelerle büyüyen bir çocuktur anlatılan. Sonraları gençliğinde bu endişelerin nasıl daha da arttığıdır anlatılan. Bu kısım önemli çünkü Türkiye’de yaşayan gençliğin fazlasıyla aşina olduğu bir durum bu. Belki maddi olarak herkes aynı derecede endişeli değil yarınından ama kesin olan bir şey var, o da çoğumuz kafamızı yastığa koyduğumuzda bir şekilde düşünüyoruz nereye gittiğimizi.

İçinizi kararttım belki ama dost acı söylüyor. İşte bu rapper abilerimiz, ablalarımız da benim yaptığım gibi ağzımıza bir parça bal çalıp bize illüzyon gösterileri yapmak yerine gerçekleri söylemek istiyorlar. Peki ne mi oluyor bunu yapınca? Tabii ki de dokuz köyden kovuluyorlar. Çoğu kitle tarafından sevilmeyip dışlanıyorlar, kimse albüm çıkarmalarına yardımcı olmuyor. Hal bu ki sesleri biraz güzel olsaydı, sürekli aynı zırvaları papağan misali tekrarlasalardı, biraz da yakışıklı/güzel olsalardı böyle mi olurdu? Ama artık devir değişti. Dinleyici değişti. Gençlik değişti. Güncel siyasi olaylar, terör olayları, Orta Doğu’da her gün yeniden dağıtılan kartlar sürekli hayatımızı etkiliyor. Acı tarafı ise bunları biliyoruz ama uygulayacak bir çözümümüz yok. Peki Türkçe Rap ile bunun ne alakası var? İşte o rapperlar belki bir çözüm bulamıyorlar ama farkındalığı artırıyorlar. Benim görüşümde bu direkt geçici bir çözüm bulmaktan çok daha önemli uzun vadeli düşünürsek. Yani gençliğin farkındalığını artırmak, insan sevgisini, saygıyı artırmanın en etkili yollarından biri.

“Siyaset hamaset değil paraya parale,l 
Alışveriş merkezi olsun her yer daha ne? 
Popüler değilse katliamdan sana ne?” [Da Poet-Hiç Sevmedim Seni (feat. Hayki)] 
“Aslında hiçbir şeyin faydası yok, 
Üç tarafı deniz, dört tarafı acı dolu bir ülkede. 
Memleket mi sorun?” (Gazapizm-Memleketsiz)
“+Neden mi istiyorsun fakir rapçi?  
Bi’ diploman bile yokken bi’ genç kızı taciz ettin. -Neyle?  
+Aşkla, şimdi durumu açıkla!  
Koşmak hayal kurmak olur dizlerinde balçıkla.” (Red-Acını Seçmekte Özgürsün) 

Bu örneklerin yüzlercesi olabileceği gibi, “Ne oldu da bu rap akımının yolu bizim topraklara düştü?” diye bir soru da geliyor akıllara. Belki bunu kişi bazında düşünmek yanlış olabilir ama konum olarak bakılınca, aslında, Türkçe Rap ithal bir akımdır. Ne yani, bizim rap’imizi yabancılar mı ortaya mı çıkardı? Hayır. Şöyle ki, Türkçe Rap’in doğuşu Almanya’da bir azınlık olan ve hala da bir şekilde ezilmekte, dışlanmakta olan Türklerin 90’larda gruplar kurup Türkçe dilinde rap yapmaya başlamasıyla gerçekleşti (bkz. Cartel, Nefret). Sonraları bu yakarış rüzgarları Balkanlardan gelen soğuk hava etkisiyle ülkemize taşındı. “Almanya’daki insanımız acılar çekip bunları dile getiriyorsa biz neden kendi ülkemizde bunu yapamayalım?” denildi. Ve birçoğumuzun aşina olduğu Ceza ortaya çıktı. Sagopa Kajmer de önderlerden biridir ve ‘melankolia’ denilen dalın en iyi temsilcisidir denilebilir. Melankolia, Arabesk Rap denilen müzik katliyle karıştırılmamalıdır. Bir dönem bu iki iyi rapper herkesin dilindeydi [bkz. Ceza- Neyim Var Ki (ft. Sagopa Kajmer)]. Maalesef sonrasında araları bozuldu ve bir dönem çöküşe geçti rap. Hatta bu durumdan şu şekilde bir göndermeyle bahsedilir:

“Çünkü kel bi’ başta saç kadarken iyi müzisyen sayısı,  
2 tane iyi müzisyen düşmandı.” (Red-Nadas) 

Daha sonra yeni bir jenerasyonun ortaya çıkmasıyla rap tekrar yükselişe geçti. Orta okulda Ceza’nın neredeyse tüm parçalarını ezbere bilmeme karşın benim tam anlamıyla rap dinlemeye başlamam bu yükseliş dönemine denk geldi (2010 civarı). Her geçen gün parçalar, albümler arttı; yeni diss’ler, yeni beat’ler, yeni feat’ler duyduk.

Rap Yıldızları

2017’nin sonuna yaklaşırken gençlerin de rap müziğe olan ilgisini göz ardı etmek haksızlık olur. Eskiden eski sevgiliye bir Hande Yener veya Serdar Ortaç şarkısıyla gönderme yapılırken şimdi sosyal medyada sürekli artmakta olan Türkçe Rap’le alakalı paylaşımlar görmek şahsım adına çok sevindirici. Sadece rap dinleyerek bile birçok şeyden haberdar olmak varken pop müziğin armağan ettiği pembe gözlüklerle kendini kandırmak lüzumsuz. Son olarak, daha farkında, daha bilinçli bir gençlik görmek dileğiyle “Çok yaşa Türkçe Rap” diye haykırıyorum ve iyi dinlemeler diliyorum. Hoşçakalın.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen isminizi giriniz